Bursaajansı.com’da Mine Ataman, “Çin, Sebze Üretimini Güneşle Işıtan ‘Bitki Fabrikaları’na Taşıyor” başlıklı bir köşe yazısı kaleme aldı. Söz konusu yazı linkini sosyal medya hesabında da paylaşan Ataman, paylaşımında, “Yeni bir araştırmaya göre, Çin yenilebilir enerjiyle çalışan kapalı tarım tesisleri sayesinde ülkenin tüm sebze ihtiyacını karşılayabilir.” iddiasında bulundu. Peki bu iddia doğru mu? Böyle bir araştırma var mı?
EDİTÖR: DEMET İLCE
Mine Ataman’ın köşe yazısında şunları kaleme aldı:
“Ancak karbon maliyeti hala yüksek Yeni bir araştırmaya göre, Çin yenilenebilir enerjiyle çalışan kapalı tarım tesisleri sayesinde ülkenin tüm sebze ihtiyacını karşılayabilir. “Bitki fabrikaları” olarak tanımlanan bu sistemler, geleneksel tarım alanlarını serbest bırakarak hem arazi hem de gübre kaynaklı emisyonları azaltma potansiyeline sahip.
Araştırmada, Çin’in güneş ve rüzgâr enerjisi fazlasıyla beslenen bu tesislerin, ülkenin sebze talebini tamamen karşılayabileceği ve 51.000 kilometrekarelik tarım alanını doğaya geri kazandırabileceği hesaplandı. Ayrıca, azot kirliliğinin yılda 186.000 ton azalabileceği öngörülüyor. Ancak bu dönüşümün bedeli var. Güneş ve rüzgâr altyapısının inşası, karbon tasarrufunu neredeyse sıfırlıyor.
Modellemelere göre, kapalı tarım tesislerinin toplam sera gazı emisyonu, geleneksel tarımın iki katına çıkabiliyor. Bilim insanları, düşük karbonlu malzeme üretimi, enerji verimliliği ve geri dönüşüm gibi dokuz önlemle bu ayak izin %70 oranında azaltılabileceğini belirtiyor. Araştırmacılara göre, Çin’in öncülüğünde geliştirilecek bu sistem, gelecekte iklim baskısı altındaki Orta Doğu, Afrika ve Güney Asya için de gıda güvenliği açısından umut olabilir. 2050’ye doğru 10 milyar insana yaklaşan dünya nüfusu için, kapalı tarım “gezegeni ısıtmadan üretme” arayışının en iddialı adımlarından biri olarak görülüyor.
Velhasıl… İnsanoğlu, güneşi bile fabrikaya kapatmak istiyor. Toprağı, böceği, rüzgârı “verimsiz” bulduğu için camın arkasına hapsediyor. Bir zamanlar tarlada tozla karışan eller, şimdi beyaz ışık altında veriyle, sensörle, yazılımla karışıyor. Belki daha az toprak kirletiyoruz ama belki de toprağın hatırasını kaybediyoruz. Velhasıl, mesele sebzeyi üretmek değil; insanı doğadan koparmadan doyurmayı yeniden öğrenmek.”
Araştırmanın Doğruluk Payı Ne?
Mine Ataman’ın yazdığı köşe yazısı ve paylaştığı iddia, gerçekten de bir akademik çalışmaya dayanıyor ve çalışmanın sonuçları da bahsettiği yönde. Fakat çalışmanın kendisi aynı zamanda büyük koşullar ve maliyetleri olduğunu; yani mümkün ancak karmaşık ve şartlı olduğunu söylüyor.
Araştırma, Yihan Wang ve arkadaşlarının 9 Ekim 2025’te Nature Food’ta yayımlanan makalesi. Bu araştırma, renewable-fuelled plant factories (RFPF-yenilenebilir enerjiyle çalışan kapalı bitki fabrikaları) için çok boyutlu mekansal modelleme yapıyor. Çalışma, Çin’in 369 şehir düzeyi bölgesini kapsıyor.
Modelin çapraz-şehir senaryosunda, bu RFPF ağının Çin’in nüfusunun diyetine yönelik sebze talebini tamamen karşılayabileceği sonucuna ulaşılmış. Aynı model, 51.390 km² tarım alanını boşaltıp doğaya kazandırma potansiyeli gösteriyor. Ayrıca modelde kg başına maliyet yaklaşık 5.88 CNY/kg olarak raporlanmış.

Model, açık arazi tarımına kıyasla yılda yaklaşık 186 bin ton azot kirliliği azalmasına işaret ediyor.
Ancak önemli nokta, bu altyapının oluşturulmasında gömülü karbonu çok yüksek çıkması. Yazarların hesaplarına göre, RFPF’ler geleneksel yöntemlere göre 1.99-2.55 kat daha fazla sera gazı emisyonu yaratabiliyor. Bunun çoğu güneş/rüzgar modülleri ve tesis üretiminin gömülü emisyonlarından kaynaklanıyor. Bundan dolayı yenilebilir enerji olması otomatik olarak daha az ısınma etkisi anlamına gelmiyor.
Çalışma, birlikte uygulanan bir dizi önlem ile bu gömülü emisyonların yaklaşık yüzde 70 azaltılabileceğini gösteriyor. Bu şekilde RFPF’ler çevresel fayda sağlayabilir. Önlemler arasında düşük karbonlu malzeme üretimi, enerji verimliliği, daha iyi aydınlatma ve soğutma, geri dönüşüm, temiz taşımacılık, atık azaltma vb. bulunuyor.
Çalışmanın modeline göre, bu ölçekte RFPF’ler Çin’in yenilenebilir enerji potansiyelinin küçük bir kısmını kullanır; yani teoride güneş ve rüzgar fazlasında beslenebilirler ancak pratikte şebeke entegrasyonu, iletim, depolama ve kurulum politika/lojistik sorunları mevcut.
Bu çalışmanın güçlü yanlarından biri ‘Nature Food’ta yayımlanmış olması. Bu dergi hakemli bir dergi. Kapsamlı mekansal veri, maliyet ve emisyon modellemeleri, kod ve veri setleri paylaşılmış.
Ancak söz konusu model; hangi sebzelerin üretileceği, tesislerin teknoloji seviyesi, üretim malzemelerinin karbon yoğunluğu, enerji altyapısının temizleşme hızı, taşımacılık ve lojistik düzenlemeleri, tüketim alışkanlıkları gibi birçok önemli varsayıma dayanıyor. Gerçek dünyada bu çok büyük altyapı-kurulum projeleri sosyal, ekonomik ve politik engellerle karşılaşır. Ayrıca ‘çapraz-şehir’ tedarik senaryosu, teknik ve düzenleyici sorunlar doğurabilir.
Yani teorik olarak, Çin’in bunu yapıp tüm sebze talebini karşılaması mümkün. Ancak bu yalnızca belirli teknoloji, tedarik zinciri, düşük-karbon üretim ve politika değişiklikleri ile çevresel olarak avantajlı hale gelir. Yoksa, gömülü karbon maliyeti, geleneksel tarımı gölgeleyebilir ve toplam GHG’yi artırabilir. Bundan dolayı Mine Ataman’ın yorumunun doğru ve dengeli olduğunu da söyleyebiliriz.
KAYNAKLAR:
https://www.nature.com/articles/s43016-025-01240-w

Yorum bırakın