Dünya siyasetinde liderlerin kaç dil bildiği, uluslararası görüşmelerde İngilizce konuşup konuşmadıkları ya da neden tercüman kullandıkları sıkça tartışılır. Kimi liderler birden fazla dile hâkimdir, kimi ise sadece ana dilini kullanır. Ancak ortak bir gerçek vardır: En güçlü isimler bile kritik görüşmelerde çoğu zaman tercüman desteğini bırakmaz. Çünkü diplomasi, kelimelerin ötesinde nüans ve kültürel duyarlılık gerektirir. Bu yükü omuzlayan tercümanlar, devlet liderlerinden uluslararası kuruluşlara kadar küresel arenada kritik bir etkiye sahiptir.

Tercümanların Uluslararası Diplomasideki Rolü

Diplomatik tercümanlar sadece dilleri çevirmez; kültürlerarası iletişimin sürekliliğini sağlar. Siyasi müzakerelerde yanlış anlama veya bağlam hatası, krizlere dönüşebilir. Bu nedenle tercümanlar diplomasi diline, geleneklere ve kültürel kodlara hâkim olmalıdır.

Konferanslarda güven, tercüman için hayati önemdedir. Yorumlamanın doğruluğu müzakere sürecinin sağlıklı işlemesini temin eder. Aynı zamanda bu profesyoneller gizlilik ve etik ilkelere sıkı sıkıya bağlı kalır; siyasi süreçlerin kaderi bazen tek bir kelimeye bağlı olabilir. Ayrıca tercümanların yetkinliği sayesinde uluslararası toplantıların süresi kısalmaktadır. Birleşmiş Milletler gibi çok taraflı platformlarda eşzamanlı çeviri olmasa toplantıların süresi kat kat uzardı.

Diplomasi dili ayrıca mecaz, örtmece ve çağrışımlarla doludur. Bu da tercümanın hem biçimi hem anlamı hem de kültürel kodları aynı anda aktarmasını gerektirir. Örneğin taziye mesajları ya da ateşkes belgeleri gibi konularda bu denge kritik önem taşır.

Hangi Lider Hangi Dilleri Konuşuyor?

Liderler arasında ana dili haricinde dil bilmeyenler de var, bir başka dili ana dili kadar iyi konuşabilen de. Özellikle ikinci dil olarak İngilizce biliniyor. Ancak liderlerin çoğu iyi derecede İngilizce bilse dahi yanında tercüman bulunduruyor. Önemli liderlerin bildikleri dillere göz atıcak olursak:

  • Vladimir Putin (Rusya): Akıcı Almanca, orta düzey İngilizce. Buna rağmen kritik görüşmelerde yalnızca Rusça konuşur.
  • Emmanuel Macron (Fransa): İngilizce ve İspanyolca konuşabiliyor. Küresel toplantılarda gerektiğinde İngilizceyi tercih ediyor.
  • Angela Merkel (Almanya, eski): İngilizce ve Rusça biliyor.
  • Olaf Scholz (Almanya): İngilizce bilen liderlerden.
  • Justin Trudeau (Kanada): Fransızca konuşabiliyor; bu Kanada için önemli bir diplomatik avantaj.
  • Recep Tayyip Erdoğan (Türkiye): Sadece Türkçe konuşuyor; bu bir siyasi tercih olarak da iç kamuoyuna mesaj niteliği taşıyor.
  • Volodymyr Zelenskyy (Ukrayna): Ukraynaca, Rusça ve İngilizce biliyor.
  • Benjamin Netanyahu (İsrail): İbranice ve anadil seviyesinde İngilizce konuşuyor.
  • José Ramos-Horta (Doğu Timor): Portekizce, İngilizce, Fransızca, İspanyolca ve Tetum dillerinde akıcı.
  • Aleksandar Vučić (Sırbistan): Sırpçanın yanı sıra Rusça, İngilizce ve Almanca konuşuyor.
  • Josip Broz Tito (Yugoslavya, merhum): Birçok Avrupa diline hâkimdi; ayrıca Esperanto da biliyordu.

ABD başkanlarının çoğu yalnızca İngilizce konuşur. Bu durum, İngilizce’nin diplomasi dili haline gelmesinde etkili olmuştur. Ancak Amerikalı liderlerin yabancı dil öğrenmeye isteksizliği de var denebilir. Hal böyleyken tercümansız olmaz.

Neden Tercüman Olmazsa Olmaz?

Liderler yabancı dil bilseler bile tercüman kullanır. Bunun birkaç nedeni vardır. Öncelikle ana dilde konuşma hukuki netlik sağlar. Yanlış bir kelime milyarlarca dolarlık anlaşmaları riske atabilir.Çok dil bilen liderler bile hata riskini azaltmak için tercüman desteğini tercih eder. Bu şekilde pratik kaygıların önüne geçilir.

Bir diğer sebep ise stratejik üstünlük sağlamaktır. Anadilde konuşmak mesaj üzerindeki kontrolü artırır. Lider anadilde konuştuğunda daha güçlü ve kararlı bir üslup kullanabilir. 

İç politika açısından da liderler ana dilde görüşme yapmayı tercih ediyorlar. Çünkü lider mesajını önce kendi halkına vermek ister.

Tarihe Geçen Diplomat Tercümanlar

Tercümanlar çoğunlukla perde arkasında lidere eşlik eden, tercüme ve danışmanlık yapan kişiler olarak gizli kalsalar da tarihte tanınan bazı önemli kişiler de vardır. 

Sovyet lideri Mihail Gorbaçov’un en önemli Rusça–İngilizce konferans tercümanlarından olan Igor Korchilov bu kişilere bir örnek olabilir. Korchilov, Soğuk Savaş’ın kritik zirvelerinde görev almıştı. 

1965–1997 arasında yedi ABD başkanına tercümanlık yapan Harry Obst da bu listeye girebilir. Obst, tercümanlığı “beyin cerrahisi kadar karmaşık” olarak tanımlamıştır.

Elisabeth Heyward BM’de İngilizce ve Rusça’dan Fransızcaya tercümanlık yapmış; BM’nin Fransızca birimini yönetmiştir.

Marianne Lederer ve Danica Seleskovitch ise anlam odaklı çeviri yaklaşımını geliştiren “Paris Okulu” kurucularındandır.

19. yüzyılda Çin’de diplomat-tercüman olarak görev yapan Jean-Gabriel Devéria sinoloji alanında eserler vermişti.

Teddy Pilley mikrofonlar, kulaklıklar, kablolama ve ilgili elektronik cihazlardan oluşan taşınabilir eşzamanlı çeviri sistemlerinin mucidiydi. ; AIIC’nin kurucularından. Pilley , Uluslararası Konferans Tercümanları Birliği’nin ve Dilbilimciler Enstitüsü’nün kurucu ortaklarındandı . Ayrıca Londra’da bir dil ve sosyal kulüp olan Dilbilimciler Kulübü’nün sahibi ve müdürüydü. 

Bu isimler sadece liderlere eşlik eden gölgeler gibi değildi, aynı zamanda tercümanlığı modernize eden ve yeni kuramlar kazandıran önemli kişilerdi.Peki bu tercümanlar nasıl yetişiyor?

Tercümanlar Nasıl Yetişiyor?

Modern tercümanlık yalnızca birden fazla dili bilmekle sınırlı değildir. Konferans tercümanları çoğunlukla filoloji veya uluslararası ilişkiler eğitimi alır, ardından yüksek lisans düzeyinde konferans tercümanlığı programlarına katılır. Birleşmiş Milletler (BM) veya Avrupa Birliği (AB) akreditasyon sınavlarını geçmeden uluslararası masalarda görev yapmak mümkün değildir.

Büyük devletlerin çoğu, kendi tercümanlarını yetiştirmek için özel kurumlara sahiptir:

  • ABD: “Office of Language Services” (OLS)
  • Rusya: Kremlin’in diplomatik tercüman okulu ve Moskova Devlet Dil Üniversitesi
  • Türkiye: Cumhurbaşkanlığı ve Dışişleri Bakanlığı kadroları
  • Çin: Pekin Yabancı Diller Üniversitesi

Mesleğin Zorlukları: Gizlilik ve Baskı

Tercümanların en katı kurallarından biri gizliliktir. Trump–Putin görüşmesinde Amerikan tarafındaki tercümanın Kongre’ye çağrılmak istenmesi, mesleğin etik sınırlarını gündeme getirmiştir. Çünkü o masada söylenen söz, tercümanın hafızasında kalır ve dışarı çıkmaz. Bu nedenle tercümanlar, dünyadaki en ağır gizlilik yükünü taşıyan meslek gruplarından biridir.

Ayrıca, enerji zirvesi, askeri toplantı veya kriz görüşmelerinde tercümanlar yalnızca kelimeleri değil, teknik terminolojiyi, hukuki kavramları ve diplomatik incelikleri de eksiksiz aktarmak zorundadır.

Küresel liderlerin dil profilleri farklılık gösterse de ortak noktaları aynıdır: Hiçbiri tercümansız yapamaz. Netanyahu, Macron ya da Scholz gibi liderler İngilizce konuşarak doğrudan dünyaya seslenebilir. Putin, Erdoğan ya da Xi Jinping ise kendi dillerine sadık kalarak mesaj üzerindeki denetimi korur. Ancak ister çok dilli olsun ister yalnızca anadilini bilsin, liderlerin sessiz ama kritik destekçileri tercümanlardır. Onlar olmadan diplomasinin dili eksik kalır.

Yazar: Sinem Bardakcı

Kaynakça

Yorum bırakın

İDDİALAR VE GERÇEKLER…

Hayatımızın birçok alanında uzun yıllar etkisi olabilecek iddiaların peşinden gidiyor gerçekleri araştırıyoruz.

~ İddialar ve Gerçekler Ekibi