Bir kültürün ortaya çıkışında coğrafi şartlar, iklim ve insan unsuru başlıca etmenler olup, insan toplulukları yaşadıkları bölge şartlarının etkisi altında kendi imkânlarına uygun özgün kültürler ortaya koymuşlardır. Orta Asya kültürü de Kuzey Çin’den İç Asya’ya kadar uzanan bu bozkırlardaki arazi şartlarından, iklimden ve diğer insan topluluklarından etkilenerek oluşmuştur.
Orta Asya Kültürleri: Afanesyeva, Andronovo ve Anav Kültürü
Orta Asya’daki başlıca kültürler olan Afanesyeva ve Andronovo kültür kuşağının temsilcisi olarak Türkler bilinmektedir. Bu iki kültürün temelini göçebe yaşam tarzı oluşturmaktadır. Atın ilk evcilleştirilme döneminin Afanesyeva kültürüne kadar dayandığı arkeolojik kazılar sonucunda ortaya çıkmıştır. Göçebe yaşamı kolaylaştıran atlar ile uzun mesafeler hızlı katedilmiş, sürüler kontrol altında tutulmuş, avlarda atın süratından faydalanılmıştır. Ardından ortaya çıkan Andronova kültüründe atlı göçebe savaşçıların öne çıktığını görmekteyiz. Andronovo kültürü, atlı göçebe kültürünün daha gelişmiş bir aşamasını temsil eder. Tarım ve hayvancılık, ekonomik yaşamın temelini oluşturur. Özellikle at, koyun ve sığır yetiştiriciliği yaygındır.
Anav kültürü ise yerleşik hayata geçen ilk Türkleri anlamak açısından önemlidir. Yine bu dönemde de atlar oldukça büyük öneme sahip olmuştur. Fakat atlar daha çok yük taşıma ve tarım işlerinde kullanılmıştır.
Orta Asya Milletleri ve At Kültürü
Orta Asya kültürü denildiğinde akla ilk gelenler Türkler, Moğollar, Çinliler, İrani halklar ve diğer Tibet ve Altay halklarıdır. Orta Asya’daki bu kültürde, özellikle de Türkler üzerinden konuşursak göçebe yaşam tarzı ve at kültürü en belirgin özelliklerdir.
Orta Asya’da göçebe yaşam tarzının hakim olduğu bozkırlarda bazı bilimsel çalışmalara göre ilk kez at evcilleştirilmiş ve binlerce yıldır süregelen bir kültür mirası haline gelmiştir. Peki Türkler neden atı evcilleştirdi? Neden atlar Türkler için bu kadar önemlidir?

Türklerin At ile İlişkisi: At Türk’ün Kanadıdır
Türkler, tarihte ata binen ilk topluluklardan biri olarak bilinir ve atı ehlileştirerek hayata entegre eden milletlerin başında gelir. At, Türklerin siyasi, dini, ekonomik ve sosyal yaşamında daima önemli bir yere sahip olmuştur. Coğrafyanın geniş bozkırlarla kaplı yapısı, atların ulaşım, savaş ve hayvancılık faaliyetlerinde vazgeçilmez bir rol üstlenmesini sağlamıştır.
İlk olarak küçükbaş ve büyükbaş hayvanları evcilleştirildikten sonra bu hayvan sürülerinin korunması ve geniş bozkırda güdülmesi için yabani atlar evcilleştirilmeye başlanmıştır. İlk olarak çobanlık için kullanılan atın hızı ve insanla uyumlu yapısı sayesinde hayvancılık yapmak kolaylaşmıştır.
Atlar, savaşlarda da belirleyici bir rol oynamıştır. Binicilik, önce sürüleri koruma ihtiyacıyla gelişmiş, daha sonra askeri bir değer kazanarak bozkır savaşçılığının temelini oluşturmuştur. Türkler savaşlarda coğrafyaya daha uygun sağlam yapılı küçük cüsseli Prjevalski ve Tarpan cinsi atları kullanmıştır. Bu atlar hem daha dayanıklı hem de savaşta attan düşme durumunda savaşçının ciddi yaralanmadan ayağa kalkabilmesini sağlamıştır. Ata binme de o kadar mahirdirler ki at üstünde dört yana dönerek isabetli ok atışı yapabilmişlerdir. Hun hükümdarı Mo-tun’un Çin İmparatoru’na gönderdiği mesajda, “Tanrı’nın inayeti, askerlerin yiğitliği ve atların mükemmelliği sayesinde yirmi altı devleti fethettik” demesi, atın Türk tarihi ve zaferlerindeki rolünü açıkça vurgulamaktadır. Sıklıkla işitilen bir deyişte olduğu gibi “At Türk’ün kanadıdır.” Orta Asya’dan Anadolu’ya kadar fetihlerinin en büyük yardımcısıdır.
Bu bağlamda, Türklerin av, sürü güdümü ve akın gibi üç temel faaliyeti hep at sırtında gerçekleştirdiklerini görüyoruz. Ava atla çıkılır, sürüler atlarla otlatılır ve düşman akınları at sırtında yapılırdı.
Fakat atlar, sadece taşımacılık ve savaşlarda değil, aynı zamanda beslenme ve ticarette de kullanılmıştır. At etinin ve kısrak sütünden yapılan kımızın, Türklerin beslenme kültüründe önemli bir yeri vardı. Kımız, besleyici değeri yüksek bir içecek olarak hem tüketiliyor hem de misafirlere ikram ediliyordu. Çin ile yapılan anlaşmalarda at hediye ediliyor, pazarlarda at satılıyordu.
Atlar Kültürel Yaşamın Bir Parçasıydı
Türkler için “at üzerinde doğup büyüyen millet” tabiri kullanılır; bu da atın günlük yaşamdan savaş taktiklerine kadar ne kadar merkezi bir yerde olduğunu ortaya koyar. Türkler sadece sürüleri gütmek, göç etmek veya savaşmak için atı kullanmamışlardır. At aynı zamanda kültürel bir öge ve kutsal bir hayvandır.
Türklerin düzenledikleri toplantılarda “Beyge” adı verilen at yarışları düzenlenir ve yine at üzerinde oynanan cirit, çöğen ve kök böri gibi sporlar yapılırdı. Günümüzde de halen özellikle Ahlat’ta cirit gibi oyunlar gelenekleri yaşatmak adına her yıl festivallerde oynanmaktadır.
Bozkır yaşamı, atı yalnızca bir araç değil, aynı zamanda kutsal bir varlık olarak da görmüştür. At, kurban edilmiş, törenle gömülmüş, özel unvanlarla anılmış ve hatta bir tür kutsal hayvan olarak kabul edilmiştir. Orta Asya’daki arkeolojik kazılar, atın Türkler için ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Hun dönemine ait Noin-Ula, Pazırık ve Katanda kurganlarında atların eyerleri, koşum takımları ve diğer ekipmanlarla birlikte gömüldüğü ortaya çıkarılmıştır. Bu bulgular, atın sadece günlük yaşamda değil, ölüm sonrası ritüellerde bile büyük bir yere sahip olduğunun ispatıdır.
At Kültürü Halen Yaşamaya Devam Ediyor
Türkler, atı sadece bir binek hayvanı olarak değil, aynı zamanda ekonomik ve kültürel bir güç olarak kullanmışlardır. Bugün savaşlarda kullanılmasa da Orta Asya’da at kültürü, Türklerin toplumsal, ekonomik ve askeri kimliğini şekillendiren en önemli unsurlardan biri olmuştur. Geniş bozkırların özgürlüğünü sembolize eden at, Türk kültürünün mirası olarak yaşamaya devam etmektedir.
Yazar: Sinem Bardakcı
KAYNAKLAR:

Yorum bırakın