Foto: Pixabay, Vika_Glitter

Suudi Arabistan’ın Cidde Kulesi dünyanın en yüksek binası olmaya hazırlanırken yüzyılı aşkın süredir devam eden daha yüksek gökdelenler inşa etme dürtüsünün ardında ne var? İnsanların göğe ulaşma arzusunu ne körüklüyor?

Yakın tarihteki ilk büyük savaşını henüz atlatmış dünyada endüstriyel ve mimari toparlanma hayli hızlı ilerliyordu. 1930 yılı yaklaşırken o dönemin New York’unda, borsa çöküşüne rağmen para, şantiye ve heyecan oldukça bol görünüyordu. Woolworth “Five-and-Dime” mağazalarının başarısını kutlamak için tasarlanan Gotik Revival bir gökdelen olan Woolworth Binası, 1913’ten beri dünyanın en yüksek binası olarak duruyordu; ancak bu durum değişmek üzereydi.

Her ikisi de dünyanın en yükseği olmasını umdukları gökdelenleri tasarlayan eski iş ortakları William Van Alen ve H. Craig Severance arasında gayri resmi bir rekabet başlamıştı. Severance, Manhattan Bank Binası’nın (şimdiki 40 Wall Street) yüksekliğinin Van Alen’in Chrysler Binası için önerdiği yüksekliği aşacağından emin olana kadar binaya katlar eklemeye devam etti. Ancak Van Alen’in bir sürprizi vardı; tasarımına Chrysler Binası’nın içine gizlice inşa edilen 125 fit uzunluğunda bir kule ekledi. Kulenin binanın tepesine çıkarılmasıyla birlikte Chrysler, Manhattan Banka Binası’nın üzerinde yükseldi. Van Alen eski ortağını alt etmiş ve gökdeleni için istediği unvanı kazanmıştı.

Bu mimari itişme ve rekabetin, Empire State Binası 1931’de açıldığında hiçbir önemi kalmamıştı. Empire State hem Chrysler hem de Manhattan Banka Binası’ndan daha yüksekti ve dünyanın en yüksek binası unvanını aldı ve yaklaşık kırk yıl boyunca bu unvanını koruyacaktı.

Foto: Pixabay, CharlVera

Dünyanın her bir köşesinde yükselen, bulutlara değmek için birbirleri ile yarışan gökdelenlerin mantar gibi çoğaldığı günümüzde, Dubai’deki Burj Khalifa dünyanın en yüksek gökdeleni unvanını, bu unvanı Petronas Kuleleri’nden alan Taipei 101’in elinden almıştır. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde inşaatı devam eden Cidde Kulesi, bu prestijli unvan için yarışan en yeni proje. Planlandığı gibi tamamlandığı takdirde Burj Khalifa’dan 500 feet (yaklaşık elli kat) daha uzun olacak. Üzerinden neredeyse bir asır geçmiş olsa da daha yükseğe erişme hayaliyle inşa edilen binaların yarışları hala devam ediyor.

Neden Hala Gözümüz Daha Yükseklerde?

Peki neden hala dünyanın en yüksek binası ile ilgileniyoruz? Geliştiriciler ve mimarlar neden hala bu iddia için yarışıyor?

Filozof ve iş etiği uzmanı Christopher Michaelson, dünyanın en yüksek gökdelenini inşa etmenin rolünü ve sonuçlarını araştırırken, bir ülkenin veya şirketin böyle bir projeyi üstlenmek istemesinin hem ekonomik hem de kültürel nedenlerini inceliyor. Bir bina tipi olarak “gökdelenin çağdaş güç ve değerlerin özel ve zorlayıcı bir sembolü olarak durduğunu“, özellikle de “teknolojik olanaklarının modern sanayileşmenin şafağına kadar uzandığını” yazıyor. Ayrıca, araştırması, dünyanın en yüksek binasını inşa etmenin, henüz ulaşamadıkları bir ekonomik başarı düzeyini yansıtmak isteyen ülkeler için arzu edilen bir arayış olma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Güçlü, mağrur, hedefleri de konumu da yükseklerde imajı için göğe değen bir binadan daha anıtsal ne olabilir ki?

Yüksek İnşa Etme Dürtüsü Frank Lloyd Wright’a Bile İlham Verdi

Gökdelen, insanların daha büyük ve daha iyi inşa etmelerine olanak tanıyan en son bina türüdür. İnsanlık tarihi boyunca, bizim için neyin önemli olduğunu belirtmek için yüksek yapılar inşa ettik. Büyük Giza Piramitleri, orada gömülü firavunların gücünü ve önemini göstermek için çölün üzerinde hala bütün ihtişamıyla yükseliyor. Cahokia‘daki büyük toprak yapılar, şeflerin ve diğer seçkinlerin evlerini sıradan vatandaşların evlerinin üzerine çıkararak toplumsal hiyerarşileri görsel olarak güçlendirmiştir. Orta çağ Avrupa’sında Romanesk ve Gotik katedral kuleleri, diğer yapıları cüceleştirerek Kilise’nin gücünü ilan ediyordu. Peki, tüm bunlar hala ayaktayken ve küresel ekonomi giderek sanayileşirken, en yüksek binalarımızın artık gökdelenler olmasına şaşırmalı mıyız? İnsan güç kazanma ve bu gücü sergileme dürtüsünü kültüründe mimariyi güçlendirerek binlerce yıldır besliyor.

Foto: Pixabay, Placidplace

Yüksek inşa etme dürtüsü Frank Lloyd Wright’a bile ilham verdi. Daha çok Prairie Okulu’nun müstakil evleri ve Solomon R. Guggenheim Müzesi’nin kıvrımlarıyla tanınan Wright, Mile-High Illinois ya da kısaca The Illinois adını verdiği bir mil yüksekliğinde bir gökdelen tasarladı. Gökdeleni 1956 yılında bir basın toplantısıyla tanıtan Wright, o dönemin hala dünyanın en yüksek binası olan Empire State Binası’nın kendi tasarımının gölgesinde kalacağını belirtmiştir. Wright, Illinois’in tasarımını 1957 yılında yazdığı A Testament’e yani kendi ahdine dahil etmiş ve iyimser bir şekilde dikey trafiğin ideal bir hızda ilerlemesini sağlayacak “atom gücü” ile desteklenen asansörleri tarif etmiştir. Illinois’i inşa edecek teknoloji o dönemde mevcut olsaydı, bugüne kadar inşa edilmiş en yüksek yapı olabilirdi. 528 katlı ve “zeminden en üst kata kadar bir mil yüksekliğinde” olan bu yapı, Burj Khalifa’nın neredeyse iki katı yüksekliğinde ve Cidde’de yapılması planlanan kuleden de oldukça yüksek olacaktı.

Cidde Kulesi’nin ve ondan sonraki en yüksek gökdelenin tamamlanmasını beklerken, daha yüksek ve daha da yüksek inşa etme dürtüsü kentsel manzaraya bakışımızı sürekli olarak değiştirecektir. En yüksek olan göğe doğru uzandıkça “yüksek” olanın ortalaması da değişiyor. Mimarlık tarihçisi Rosemarie Haag Bletter’in de belirttiği gibi, “Göz, yüksekliği yukarı doğru hareket eden ufuk çizgisine göre ölçtüğünden, dünün gökdelenleri bugünün daha küçük ticari binaları haline geliyor.” Yirminci yüzyılın başlarında insanları huşu içinde yukarıya baktıran şey, yirmi birinci yüzyılda sıradan bir gökdelen. Anlaşılan hedef yüksek, sonra daha yüksek; peki daha ne kadar yüksek?

Kaynaklar:

https://daily.jstor.org/the-race-to-be-the-tallest-building-in-the-world/
https://daily.jstor.org/recreating-notre-dame/

https://www.jstor.org/stable/774026?mag=the-race-to-be-the-tallest-building-in-the-world

https://www.jstor.org/stable/3171092?mag=the-race-to-be-the-tallest-building-in-the-world

https://daily.jstor.org/making-egypts-museums/
https://daily.jstor.org/the-mysterious-pre-columbian-settlement-of-cahokia/

https://www.jstor.org/stable/24192831?mag=the-race-to-be-the-tallest-building-in-the-world

https://daily.jstor.org/the-real-reason-why-nycs-skyscrapers-are-where-they-are/

Yorum bırakın

İDDİALAR VE GERÇEKLER…

Hayatımızın birçok alanında uzun yıllar etkisi olabilecek iddiaların peşinden gidiyor gerçekleri araştırıyoruz.

~ İddialar ve Gerçekler Ekibi