İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ve beraberindeki heyeti taşıyan helikopterlerin kaza yapması sonucunda Reisi dahil 9 kişi hayatını kaybetti. Orta Doğu’da peş peşe sıcak gelişmelerin yaşandığı bir dönemde meydana gelen bu kaza akıllarda soru işaretleri bıraktı. Bazı kesimler kaza değil bir suikast olduğunu ileri sürüyor. Peki Reisi’nin öldüğü helikopter kazası hakkındaki suikast iddialarının ayrıntıları neler?
İbrahim Reisi’nin yanı sıra İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve diğer 7 kişinin can verdiği helikopter kazası gündemdeki yerini koruyor. 19 Mayıs günü İran sınırları içinde gerçekleşen kazanın üzerindeki sis perdesi henüz aralanmadı. Ancak gerek uzmanlar, gerek sosyal medyadaki meraklı kişiler helikopter kazasının arka planında bir ‘suikast’ olabileceğini ileri sürüyor. Üstelik kazanın İsrail-Filistin arasındaki savaşın şiddetlendiği ve İran ile İsrail geriliminin kızıştığı bir dönemde yaşanması ‘suikast’ iddialarını daha da dikkate değer görmeye yöneltiyor.
Öncelikle, resmi açıklamalara göre, İran Cumhurbaşkanı Reisi ve İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan’ı taşıyan helikopterin Doğu Azerbaycan’da şiddetli rüzgar ve sis nedeniyle düştüğünü belirtelim. Kazanın ardından başlayan arama – kurtarma çalışmaları da olumsuz hava koşulları nedeniyle oldukça güçleşmişti.
Arama – kurtarma çalışmaları 15 saat sürmüş, İran’ın Türkiye’den yardım istemesi üzerine bölgeye gönderilen Baykar yapımı Akıncı İHA, helikopter enkazının yerini tespit ederek Türk yetkililerin İranlı yetkililere enkazın konum bilgilerini bildirmesini sağlamıştı.
İlerleyen saatlerde İranlı arama – kurtarma timleri bölgeye intikal ederek Reisi dahil 9 kişinin cansız bedenlerine ulaştı.

AZERBAYCAN’LA İLİŞKİLERİNE VURGU YAPAN REİSİ SAATLER SONRA ÖLDÜ
Peki, Reisi orada ne yapıyordu? İran Cumhurbaşkanı, 19 Mayıs Pazar günü Doğu Azerbaycan eyaletine gitmiş, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev ile birlikte iki ülke sınırında, Aras nehri üzerinde, Kız Kalesi ve Hudaferin barajlarının açılışını yapmıştı ve oradan dönüyordu.
Öte yandan, suikast iddialarını savunanların en çok ön plana sunduğu argümanlardan biri Azerbaycan ile İran arasındaki “olumlu” ilişkilerdi. Reisi’nin açılış konuşmasında, “Bu projeler, İran ile Azerbaycan’ın bu gibi çok önemli büyük projeleri hayata geçirebileceğinin göstergesidir. Bazıları bizim bir araya gelmemizi ve ortak başarılarımızı hoş karşılamıyor fakat bunlar bizim için önemli değil. Önemli olan ülkelerimiz, devletlerimiz ve halklarımız için iyi olanı hep birlikte hayata geçirmiş olmamız.” sözlerini sarf ettikten sadece birkaç saat sonra hayatını kaybetmesi sosyal medyanın da dikkatini çekti. Bu bir tesadüf müydü, yoksa Azerbaycan ile İran’ın ilişkilerini olumlu havaya çevirmesini istemeyenler mi vardı?
Sabah saatlerinde gerçekleşen bu törenin ardından bölgeden ayrılan Reisi’nin helikopterinden aynı gün saat 13.30 gibi haber alınamadı.
Öte yandan, Azerbaycan konusundaki bir diğer dikkat çeken nokta ise Slovakya. Slovakya Başbakanı Robert Fico’nun Azerbaycan’a giderek İlham Aliyev ile görüşmesi ve iki ülke arasında stratejik ortaklığın kurulmasına ilişkin ortak bildiri imzalamasının üzerinden sadece birkaç gün geçmişti ki Slovak lider ülkesinde silahlı saldırıya uğradı.
Hem İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin helikopter kazasında ölmesi hem de Slovakya Başbakanı Fico’nun silahlı saldırıya uğraması ve iki liderin de saldırıdan kısa süre önce Azerbaycan ile birtakım işbirliği ya da anlaşmalar içinde bulunması sosyal medyanın gündemine oturdu. Ancak bu konuda soru işaretleri devam ediyor.
Bu iki olay nedeniyle bazı komplo teorisyenleri Ermenistan’a dikkat çekiyor. Azerbaycan ile ilişkilerini güçlendiren ülkelerin Ermenistan tarafından hedef tahtasına konulduğu iddiası bulunuyor. Ancak Ermenistan’ın bunu yapabilecek kadar güçlü bir konumda olduğunu gösteren hiçbir kanıt ve hatta mantıklı bir argüman yok.

İRAN CUMHURBAŞKANI’NIN ÖLÜMÜNDE İSRAİL’İN PARMAĞI VAR MI?
Şu ana kadar hiçbir veri suikast ihtimalini ön plana çıkarmasa da Orta Doğu’da tansiyonun yüksek olması nedeniyle İsrail’in böyle bir suikast yapmış olma ihtimali üzerinde de duruluyor. Bu noktada önemli bir detayı paylaşmak gerekiyor; İran 13 Nisan’da İsrail’e geniş çaplı bir hava saldırısı gerçekleştirmiş, İsrail savaş kabinesi gece yarısı toplanarak alarm durumuna geçmişti. İran’ın fırlattığı çok sayıda füze İsrail’in demir kubbesini geçerek sınırlarına girmişti ve böylece İsrail’in savunma anlamında “abartıldığı” kadar korunmadığı ortaya çıkmıştı. Ancak İsrail’in İran’a eşit şekilde bir yanıt vermediğini hatırlatalım.
Acaba İsrail, İran’ın hava saldırılarına yanıtını bir suikast ile mi vermişti? Bu senaryoyu da doğrulayacak hiçbir kanıt veya veri yok.
Zira iki ülkeden de suikast iddialarını doğrulayan veya destekleyen hiçbir açıklama gelmedi. Suikast olsa bile muhtemelen bu, her iki ülkenin de arka planda bileceği bir olay olarak kalacak ve medyaya yansıtılmayacaktır.
HELİKOPTER KAZASININ ARKASINDA İÇ HESAPLAŞMALAR OLABİLİR Mİ?
Bir başka senaryo da iç hesaplaşmalar… İran’daki siyasi grupların çatışmalarının sonucunda böyle bir olayın gerçekleşmiş olabileceği üzerinde duranlar da var.
Bu söylentileri desteleyen argümanların başında ise hava şartlarının uçuşa elverişsiz olmasına rağmen, dağlık bir bölgede, üstelik 40 yıllık oldukça eski bir helikopterle uçuşun yapılmış olması geliyor. Ayrıca hem ülkenin cumhurbaşkanının hem de dışişleri bakanının aynı helikoptere bindirilerek İran kabinesinin ciddi bir riske sokulduğunu da göz önünde bulundurmak gerekiyor. Reisi neden bu şartlar altında helikoptere bindirildi? Bu sorunun cevabı da henüz bilinmiyor.
İbrahim Reisi’nin ölmesiyle İran Dini Lideri Ali Hameney’in oğlu Mücteba Hameney’in babasının yerine geçme ihtimali arttı. Hamaney’in müttefiklerinden mevcut Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf’ın önümüzdeki 50 gün içinde yapılacak seçimde Cumhurbaşkanı olarak belirlenme ihtimali de yükseldi. Böylece, İran yönetiminin tek tipleşmeye evrilmesiyle kolaylaşabilir.
HELİKOPTER KAZASI İÇİN İRANLI YETKİLİ NEDEN ABD’Yİ SUÇLADI?
Eski İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, helikopter kazasında “asli sorumlularından birinin” İran’a yaptığı tek taraflı yaptırım ve ambargolarla ülkenin sivil havacılık sektörüne darbe yapan ABD olduğunu ileri sürdü. Peki, Zarif neden böyle bir açıklama yaptı? Sebebi şu; ABD’nin İran’a karşı çok uzun yıllardır sürdürdüğü yaptırımlar nedeniyle Tahran’ın uçak ve uçak parçası ithalatı engelleniyor. Öyle ki Reisi’nin bindiği helikopter bile yaklaşık 40 yıllık, eski bir model.
İRAN CUMHURBAŞKANI NEDEN ESKİ HELİKOPTER KULLANIYORDU?
İran’da düşen helikopter, 1960’larda ve 70’lerde Vietnam Savaşı sırasında ABD’nin kullandığı UH-1’in çift motorlu sivil versiyonu olan Bell 212’ydi. Çeşitli uçaklara ilişkin kaza verilerini kaydeden Havacılık Güvenliği Ağı, Bell 212 ve askeri muadillerinin 2017’den bu yana yaklaşık 30 kazaya karıştığını ve bunların sekizinin ölümle sonuçlandığını gösteriyor.
The National’ın haberine göre, İran Cumhurbaşkanı’nı taşıyan Bell 212 muhtemelen 1970’lerde, İran’ın 1979’daki İslam Devrimi’nden önce Şah hâlâ iktidardayken satın alınan bir uçaktı. Şah’ın devrilmesinin ardından İran, ABD yapımı birçok uçağı kullanmaya devam etti ancak Amerikan yaptırımları nedeniyle yedek parça temininde zorlukla karşılaştı. Haliyle uçak ve uçak parçası satın alamayan İran, ülkesinin cumhurbaşkanını 40 yıllık helikoptere bindirmek zorunda kaldı.
Şu ana kadar İran Cumhurbaşkanı Reisi ve beraberindeki heyetin ölümüne neden olan helikopter kazasına ilişkin suikast iddialarının temelinde bunlar yatıyor. Ancak Reisi eğer bir suikaste kurban gittiyse de belki de hiçbir zaman bu, kamuoyunun bilgisine sunulmayacak. Biz de bu yazımızda sadece “suikast” iddialarının neler olduğunu ve neye dayandığını açıklamaya çalıştık. Ancak komplo teorisinde bulunmamak adına hiçbir soruya kendi yorumumuzla bir cevap vermek istemedik. Yorumu siz değerli okurlarımıza bırakıyoruz…
Bu yazı Hilal Bardakçı tarafından hazırlanmıştır.

Yorum bırakın